AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:51 am
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:51 am
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:50 am
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:46 am
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:46 am
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:33 am
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:33 am
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:33 am
»
Paz Mayıs 23, 2010 11:32 am

Paylaş|

Alan Wake - İnceleme (X-Box 360)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
~> ananas123 <~
Üye
Üye
avatar
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 45
Tecrübe Tecrübe : 135
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 23/05/10
Kullanıcı profilini gör
MesajKonu: Alan Wake - İnceleme (X-Box 360) Paz Mayıs 23, 2010 11:21 am

Karanlık güvenli değil!

Siz,
kendi çıkışlarınızı yaratabilir misiniz? Kurtulabilir misiniz
karanlıktan... Her taraf zifiri karartıyken, sizi bir zift çukuruna
düşmüşcesine kendine çekerken karanlığı yırtabilir misiniz?
Bilinmezliğin tam koynunda, ışığı görebilir misiniz? Tüm zorluklara
rağmen yorulmuş bedeniniz, kabuslara "evet" demenize engel olabilir mi?
Belki de her şey zihninizde kurguladığınız istem dışı bir dünya ve orada
yaşayanların ürünüdür, kim bilir. Tek çıkış yolu ise uyanmak, ama
söylendiği kadar kolay olmayabilir...
Kâbus bekçileri, gözlerinizin
açılmaması için nöbet tutuyor.

Takvimler
18 Mayıs 2005'i gösteriyordu


Max Payne ile oyun piyasasını sallayan Remedy, kısa süre sonra yeni
bombasıyla görücüye çıkacaktı. 18 Mayıs günü, Alan Wake duyuruldu.
Oyunun baş yazarı Sam Lake, "ilginç, heyecan verici ve yoğun bir macera"
tanımlamalarını kullanırken, "macera boyunca gerilim unsurunun
kullanıcıları terk etmeyeceğini" de ekliyordu.

Alan Wake, gerçekten farklı görünüyordu. Çok iyi grafiklere ve fiziklere
sahipti. O sıralar Intel'in yeni geliştirdiği 4 çekirdek işlemcilerin
tanıtım organizasyonlarında teknoloji demoları da kullanılıyordu.
Oyundaki büyüleyiciliği bir kenara bırakmış "ve bu oyun ne zaman çıkar
ki" diye sormaya başlamıştık. Keşke sormaz olsaydık, çünkü bu soruyu
2005'ten sonraki 5 yıl içinde sıklıkla tekrar etmek zorunda kaldık. Yeri
geldi, Alan Wake'in iptal edildiği bile öne sürüldü. Oysa ki yapımcılar
inatla: "Hayır, hâlâ geliştirmeye devam ediyoruz" diyerek gönüllere su
serpti, yetmedi yeni bir video hazırladı.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Grafiklerde gelişmeler gözleniyordu. Tasarımlar daha estetik ve netti,
ama bazı noktalarda da değişikliğe gidildi. İlk etapta akıllarda yer
alan "açık dünya oyun" tasarımından vazgeçildi. Çünkü Alan Wake, hikâye
odaklıydı ve özgürlük ne kadar artarsa, senaryo detaylarından da o denli
uzaklaşılabilirdi. Buna izin verilemezdi ve verilmedi de. Kos koca 5
yıldır Alan'ın gelmesini bekledik, durduk. İşte nihayet geldi...

İçinde huzur için en ufak bir kırıntı bile
yoksa, karanlığın boğuculuğuna mahkumsun


Önce manzarayı görüyoruz kuşbakışı olarak. Devasa dağların eteklerini
gür ağaçlar süslüyor. Tepelerin arasından sızan güneş ışığı, nehrin
üzerinde yüzüyor. Derken ince bir yoldan giden arabayı fark etmek zor
olmadı. Hikâye başlangıcını kendi ağzından anlatıyor Alan Wake. Sesi
oldukça sakin, ama bu sakinlik rahatsızlık verici düzeydeydi.

Bu kısa zaman diliminde gördüklerim ve kamera açıları, bana hemen
başrolünde Jack Nicholson'ın yer aldığı The Shining'i hatırlattı. Film
her ne kadar Stanley Kubrick ve Jack Nicholson'ın sayesinde başarılı
olsa da, orijinal öykünün yazarı da çok önemliydi. Yani Stephen King. Ne
tesadüftür ki tam bu düşüncelere dalmışken, sanki Alan beni duydu.
Yazdığı hikâyelerde Stephen King'den etkilendiğini söylemeye başladı.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Alan Wake, bir yazar, hem de başarılı bir yazar(dı). Zihninde
kurguladığı dünyalar, içinde barındırdığı obje ve karakterlerle beraber
sayısız bilinmezliği de bünyesinde barındırıyor. Öyle ki çoğundan henüz
Alan bile haberdar değil. O, iki yıldır yazamıyor. Çünkü gördüğü
kâbuslar giderek artıyor ve ona hiç huzur vermiyordu. Devam etmek tabii
ki ihtimaller dahilindeydi, ama eğer bunu yaparsa hazırlayacağı yeni
öykülerin ona sinir bozucu yeni kâbus halkaları olarak geri döneceğini
biliyordu.

Yeni bir başlangıcın umudu
vardı


Bright Falls, kendi halinde şirin ve sakin bir kasaba. Doğal güzelliği
ve huzur verici olması gereği Alan Wake ve karısı Alice, yoğun şehir
yaşantısını bırakarak buraya geliyor. Alan, zaten uzun süredir
yazmıyordu, ancak yine kendisini iyi hissetmediği için kafasını
dinlemeye fazlasıyla ihtiyacı vardı. Ne yazık ki Alan'ı bazı güçler
rahat bırakmıyor, daha yolda giderken anlıyoruz bunu. Kısa süre sonra da
o korkunç olayla, yani karısının kaybolmasıyla yıkılıyor. Peki eşi
gerçekten kayboldu mu? Belki de öldürülmüştür, bilemiyoruz...

Bu sakin kasaba, Alan Wake geldikten kısa süre sonra ilginç olaylarla
çalkalanmaya başlıyor. Doğal olarak bu da adamımızı birinci dereceden
şüpheli konumuna getiriyor. Hem bu şüphe iddialarına karşı ayakta
kalabilmeli, hem de Alan'ın sevdiği kadını bulmalıyız.

Bir
dizi izlediğinizi düşünün. Senaryoyu farkında olmadan sizin yazdığınızı
ve başrolde de kendinizin oynadığını hayal edin. En büyük amacınız da
kâbuslardan uyanmak olsun.


Oyunumuz TPS bakış açısına sahip. Alan'ı kontrol ederek yollara
düşüyoruz. Her bir bölümü, bir TV dizisi olarak kabul edin, zira
öyleler. Evvela şuna açıklık getirelim; en büyük düşmanımız ne çok güçlü
bir silah, ne de doğa üstü yaratıklar. En büyük düşmanımız karanlık,
evet sadece "karanlık". Oynarken fark ediyoruz ki, yaşanan tüm olayların
temelinde "karanlık" unsuru var. Bunu öğrendikten sonra, buna göre
hareket etmeyi de becerebilmeliyiz.

Kötülüğün
örtüsü, hava kararınca kalkar


Gece olunca Bright Falls'ın şirin hali ortadan kalkıyor ve güvenilmez
bir yere dönüşüyor. Karanlıkta ipucları ararken, hızlı hareket
etmeliyiz. Ormanlar, dağlar, kasaba, kısacası karanlık olan hiç bir yer
güvenli değil. Güvende olabileceğimiz tek noktalar, ışık kaynakları.
Kullanabileceğimiz en önemli aracımız ise, bir el feneri. Sol üst köşede
yer alan radarı takip ederek gitmemiz gereken bölgelere ulaşabiliyoruz,
tabii ki ölmemek kaydıyla.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Her şey sakin. Gece olunca ağaç yapraklarının hışırtıları ve uzaklarda
akan derenin sesini duyuyoruz. Bir anda fırtına başlıyor ve her yanımız
karanlık bir bulutla sarılıyor. İşte bu iyiye işaret değil. Tekrar
belirtelim; en büyük düşmanımız karanlık. Karanlık içindeki
düşmanlarımız ise, üzeri kâbus örtüsüyle kaplı insanlar aslında. Çok
hızlı hareket ediyor ve siz karanlıktan kurtulamadığınız sürece peşinizi
bırakmıyorlar. Kimisinin elinde keskin bir balta, kimisinde de ağır bir
İngiliz anahtarı var. Tek tip de değiller üstelik. Elektrikli
testerenin sesiyle irkilen bedeniniz, testere dişlilerine zemin olmadan
önlem almalısınız. Peki nasıl kurtulacaksınız?

Kurtulmanın yolu, yukarda da belirttiğim gibi hızlı hareket etmekten ve
ışık kaynaklarını doğru kullanmaktan geçiyor. Biraz açalım: Karşınızda
çok güçsüz bir düşman olsa dahi, onu sadece ateşli bir silahla
öldüremezsiniz. Bu sizin kötü rüyalarınızdan bir parça ve her kötü
rüyadan uyandığınızda, ışığı görmek istersiniz değil mi? Yapımcılar bu
unsuru oyuna çok güzel entegre etmiş. Öncelikle el fenerinizin ışığını
bir süreliğine düşmanınızın üzerine tutmalısınız. Böylelikle savunmasız
kalabilir ve ateş ettiğinizde zarar görebilirler.

Haritanın belirli noktalarında yer alan lambalar da kurtarıcı rolü
üstleniyor. Onlara ulaşmak o kadar da kolay değil. Sadece kaçarak yol
alabilir
(nadir de olsa araba kullanabiliyoruz) ve ışık
kaynaklarına gelerek korunabilirim
diyorsanız, bunun çok zor
olduğunu belirtmeliyim. Siz (yani Alan) hiç bir şekilde hızlı
koşamazsınız. Silah kullanımında hızlısınızdır, ama iş kaçmaya
geldiğinde işiniz zor. Çünkü bu bir kâbus ve kâbuslarda kaçmaya çalışan
kişiler, korktukları şeylerden kolayında kaçamaz, çabuk yorulur ve yavaş
hareket ederler. Hatta bazen bağırmak ister, ama seslerini dahi
duyuramazlar. Remedy'yi tebrik ediyorum ve bu unsurun çok zekice
düşünülerek oyuna aktarıldığını tahmin ediyorum.

Yaşadıklarımız gerçek mi? Yoksa gerçek, beynimizde
yayılan bir kâbus dalgası mı?


Her bölüm, ortalama bir saatten uzun sürüyor. Tabii ki sizin oynanış
tarzınıza göre bu süre değişebilir. Her yeri didik didik ederek
ilerlerseniz, daha fazla risk almış olursunuz, ama senaryo detayları
için de müthiş bilgiler elde edebilirsiniz. Parçalanmış bir arabadan,
kırık bir koliden, yıkık bir binanın içinden veya bir elektrik direğine
bağlanmış dolaptan mermi, pil, silah ve benzeri gereçleri
toplayabilirsiniz. Bazen kahve termoslarıyla karşılaşabilir, hatta bazı
önemli kağıt parçalarını da keşfedebilirsiniz. İşte en önemli nokta.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Bazen tam önünüzde, bazen de en kuytu yerlerden bulduğunuz bu kağıt
parçalarını mutlaka okuyun. Çok değerli detaylarla karşılaşacaksınız.
Bazen yaptığınız ve bitirdiğiniz görevlerden bahsedildiğini, bazen de
henüz yapmadığınız, ama yapacağınız görevlerin kâğıda aktarıldığını
göreceksiniz. Ben şöyle bir düşünceye kapıldım ve sizinle paylaşmak
istiyorum:

Alan, bir yazar değil mi? Ve iki yıldır yazı
yazamıyor, bu da doğru. Peki şu an yaptıkları ne? Alan, zaten
kâbuslarından ilham alarak kitaplar hazırlamıyor muydu? Görev yaptıkça,
sonradan karşılaştığımız kâğıt parçalarında bu görevlerin bir hikâye
anlatılırmışçasına dökülmesi garip değil mi? Yoksa biz ilerledikçe,
bölüm geçtikçe bu kitap yazılmaya mı başlanıyor? Attığımız her adım,
Alan'ın yeni kitabı için bir cümleye mi tekâbül ediyor? Bu oyun, komple
bir kâbus ve uyandığımızda yeni bir kitap olarak insanlara mı sunulacak?

Bilmiyorum... Sadece kafamdaki soruları dışarıya vuruyorum, o kadar.
Oynadığınızda siz de kendi sorularınızı oluşturacak, belki bana
katılacak, belki de farklı düşüncelere kapılacaksınız...

Her bölüm sonunda bizi güzel bir müzik karşılıyor ve sonraki bölüme
geçmek istediğimizde, önceki görevimizde neler yaptığımıza dair özet
görüntülerle karşılaşıyoruz.

Sürprizler.
Acı, ama sürprizler bitmiyor...


Oyunun atmosferi gerçekten çok iyi. Kimi zaman manzaraya dalıp etrafı
izleyebilir, kimi zaman olanca gücünüzle kaçmayı deneyebilirsiniz. Tahta
köprülerden geçerken arkanıza bakmayın, hatta akan suya da bakmayın.
Bunların hepsi belki de sizin durup zaman kaybetmenize, böylelikle kötü
düşüncelerinize yenilmenize olanak sağlayan hilelerdir. "Işığa
ulaştım, nihayet kurtuldum"
diyorsunuz belki, ama ya ışık sönerse.
Evet, bu da başınıza gelecek. Olabildiğince karanlığa çekilmek
isteneceksiniz.

Az evvel biriyle sohbet ederken, kısa süre sonra ölümle burun buruna
geleceksiniz. Şu an elinizde silahınızla mermi yakarken, biraz sonra hiç
bir şey olmamış gibi davranabileceksiniz. Kafanız karışacak, emin olun.
Kime güvenmeniz gerektiğini kestiremeyeceksiniz. Tek başınızasınız.
Zaman zaman ufak tefek yardımlar da almıyor değilsiniz, ama her şey
sizin elinizde.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Ayrıca şunu da belirtelim; herkes, yaşanan olayların farkında. Az evvel
de söz ettiğim gibi, bu olanlardan sorumlu tutulan bir numaralı kişi
Alan Wake. Bir eve girdiğinizde radyo bulabilirsiniz. Açıp dinlerseniz,
halkın radyoları telefonlarla arayıp yaşanan olaylar hakkında yorumlar
yaptığını duyacaksınız. Televizyonlar ise, Alan'ın kendi kendini
sorgulaması açısından önemli. İlginç TV programları var ve bazen de
Alan'ın kendisini, kendi karmaşalarıyla boğuşurken göreceksiniz. Bunlar
da gerçek videolar olarak hazırlanmış.

Alan Wake'de atmosfere olumlu yönde etki eden unsurlardan biri de,
sinematik sahneler. Ne oldukları hakkında bilgi vererek oyundan
alacağınız zevki azaltmak istemiyorum, ama kısaca bir örnek vermem
gerekirse, polislerle yaşadığımız kovalamacayı belirtebilirim.
Detaylarını da oyunda görürsünüz artık.

Grafiklere,
fiziklere gel


Oyunumuzun çok güzel grafikleri var, ancak iptal edilen PC versiyonunu
düşünüyorum da, PC'de bu grafiklerin daha iyisiyle karşılaşabilirdik
(yine de bu iş belli olmaz diyelim). Karakter tasarımları, animasyonlar,
çevre tasarımları ve özellikle ışıklandırmalar
çok başarılı. Bright Falls'a arabalı vapurla gölden gittiğinizde,
etrafa bakıyorsunuz ve öyle kala kalıyorsunuz. Gün ışığının suda
kırılması, dağlardaki detaylar, ağaçlar, bina tasarımları çok iyi. Hatta
Alan'ın eşi Alice de manzaradan o kadar etkileniyor ki, bu esnada
manzaraya karşı poz vermenizi istiyor.

Ha tabii ki kötü yönler de yok mu, var; bazen kaplamaların detay
seviyesinde düşüşler yaşanabiliyor, bazı objelerin tasarımlarında da
özensizlikler gözleniyor. Ufak tefek AA sorunları ve fiziklerdeki bazı
gariplikleri de ekleyelim. Hatırlarsanız Alan Wake'in Intel işlemci
tanıtımındaki fizik videosu gayet hoştu. Hortum çıkıyor ve rüzgârın
etkisiyle tüm objeler yer değiştiriyor, parçalanıyordu. Bu gösterinin
büyük bir bölümü, çeşitli yerlerde karşımıza çıkıyor, ancak sanki bir
hata var. Koca bir ev yıkılabiliyor,
koca bir kamyon uçabiliyor, kutular ordan oraya savrulabiliyor tamam,
ama peki ya ağaçlar? Bazı sahneler gereği ağaçların yıkıldığına şahit
oluyoruz, ama bunların dışında fiziksel olarak ağaçların kod haznesine
"<0>" ibaresi düşülmüş galiba.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

İşitsel yönler de iyi. Karakter seslendirmeleri, bölüm sonlarında çalan
müzikler ve çeşitli aksiyonlarda gerilimi artıran sesler başarılı.
Ancak bazı müzikler, bir süre sonra sıkabiliyor. Çeşitlilik
sağlanabilirdi doğrusu.

Devamı var...

Yapımcıların belirttiği üzere, oyunda sadece senaryo moduna
yoğunlaşıldığı için çoklu oyuncu modlarına izin verilmemiş. Senaryo
gerçekten çok güzel ve sürprizlerle dolu. Heyecanlı sahneler ve
sinematik kamera açılarıyla etkilenmeniz olası. Kesinlikle
oynamalısınız. Uzun yıllar süren çalışmanın ürünü olarak Alan Wake,
kesinlikle burada bitmiyor. Muhtemelen Remedy, Alan Wake'in yeni üyeleri
üzerinde çalışmaya başlamıştır bile.

Alan Wake - İnceleme (X-Box 360)

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: PC Oyun Paylaşım :: Oyun Anlatımları Ve İncelemeleri-